Zaman ve mekânlar bütün kıymet ve kutsiyetini, hakikatte Allah'ın
dilemesinden alırlar. Bu İlâhî dileme ise varlıklar için binbir maslahat
ve hikmetler içerir. Ayrıca o zaman dilimlerinde gerçekleşen mühim
olaylar ve o mekânları dolduran kıymettar mekînler de, içinde
bulundukları zaman ve mekâna değer kazandırmışlardır. İslâm'da mübarek
zaman dilimlerinin kudsiyeti de meşiet-i İlâhî'den geldiği için,
Müslümanlara sonsuz feyz ü bereketin nüzulü için birer vesile
olmaktadırlar. Mübarek ay, gün ve geceler, İslâm'ın şeairindendir;
hususi kıymetleri ve kerametleri vardır. Kâinat, semavat, feza-yı âlem
ve bütün varlıklar1 bu kutlu zaman dilimlerine hürmet etmektedir.2 Âyet
veya hadîslerin, kutsallığını tespit ettiği ve Mü'minlerin de
yüzyıllardan beridir kutladığı bu mübarek ay, gün ve geceler, senenin
içine dağılmış vaziyette bulunmaktadır. Sevgili Peygamberimiz (sas)'in
hicretini esas alan ay takvimine göre Recep, Şaban ve Ramazan ayları
öncelikli olan kutsal aylardır. İslâm toplumunda bu aylara Şühûr-u
Selâse (Üç Aylar) denilmiştir. Eşhürü'l-Hurum (Haram Aylar) ise Muharrem
(ki senenin ilk ayıdır), Zilkade, Zilhicce ve Recep aylarıdır. Mübarek
günlere gelince: Hicrî Yılbaşı, Aşûre Günü, Arafe Günü, Ramazan ve
Kurban Bayramları, Cuma Günleridir. Bu yazıda kutlu zaman dilimleri
içinden yalnızca kandil geceleri üzerinde durulacaktır.
Mevlid kandili hariç diğer kandillerin hepsi Üç
aylar içindedir ki bunlara dört Leyâli-i Mübareke (Müberek Geceler)
denilir. Regâib ve Mi'rac kandilleri Receb ayında, Berâat kandili Şaban
ayında, Kadir gecesi de Ramazan ayındadır. Mevlid-i Nebi ise Ramazan'dan
beş ay sonraki Rebiü'l-evvel ayındadır.
"Üç ayların kendilerine mahsus bir tadı bir
şivesi vardır ki, onları yılın diğer aylarından ayırır.. her ayın
güzellik ve nefâsetinin zahirî duygularımızla hissedilip yaşanmasına
mukabil, bu müstesna zaman dilimi kalple ve bâtınî duygularla yaşanır...
Üç ayların başlangıcı, kamer birkaç gün önce zuhur etse de, rağbetlere
açık inayetle tüllenen bir perşembe akşamı 'merhaba' der ve bir mızrap
gibi gönüllerimize iner. Ulu günlere ve daha bir ulu güne akort olmaya
teşne duygularımızı ilk defa uyarıp coşturan 'Regâib' bir ses ve
enstrüman denemesi gibidir. Yirmi küsur gün sonra gelecek olan Mi'rac
ise, tam hazırlanmış ve gerilime geçmiş ruhlar için âdeta, semavî
düşüncelerle, gök kapılarının gıcırtılarıyla ve uhrevîlik esintileriyle
gelir. Berâat bu tembihlerle uyanmış ve tetikte bekleyen sinelere
kurtuluş muştularıyla seslenir. Kadir Gecesi'ne gelince, bu kadirşinas
insanları, tasavvurlar üstü ve ancak bir aylık bir cehd ile elde
edilebilecek feyiz ve bereketle kucaklar ve onları afv u mağfiret
meltemleriyle sarar." 3
REGÂİB KANDİLİ
Sevgili Peygamber Efendimiz (sas)'in Allah'ın bazı çok özel fiilî
tecellilerine mazhar olduğu, nuranî lütf u ihsanlara, semavî mevhibelere
eriştiği bir gecedir. Recep ayının ilk Cuma gecesine tevafuk
etmektedir.4 Kelime olarak regâib, "çokça rağbet edilen, nefis,
kıymetli, değerli, ihsan" mânâlarına gelen Ragibe kelimesinin çoğuludur.
Buna göre Regaip Gecesi denilince: "Çok lütuf ve ihsanla dolu, kıymeti
ve değeri büyük, çok iyi değerlendirilmesi gereken gece" mânâsı
anlaşılır. Bu gece Allah lütuflarını sağanak sağanak yağdırır.
Müslümanlar arasında ise Peygamberimiz'in dünyaya teşriflerinin ilk
halkasını teşkil eden anne rahmine şeref verdiği gün olduğuna
inanılmaktadır. [Ancak bu gece ile veladet-i Nebeviyye arasındaki
müddet, bunun hilafına işarettir. Şu kadar var ki Hz. Âmine'nin Fahr-i
Âlem Efendimiz'i hamil olduğuna bu geceden itibaren muttali olmuş
olabileceği düşünülebilir.5] Peygamberimiz'in doğuşuyla yeryüzü nasıl
küfür ve cehaletin karanlıklarından kurtulup büyük bir mutluluğa
boğulduysa, onun teşriflerinin ilk basamağı olan bu geceyi de bütün
kâinat alkışlamış, coşkun bir sevinçle ayakta karşılamıştır. Mânen
bereketli olan bu gecenin bir hususiyeti de mübarek Ramazan ayının ilk
habercisi olmasıdır.
Bediüzzaman Hazretleri, Regaib gecesinin Zât-ı
Ahmediye'nin terakki hayatının başlangıcının ünvanı olduğunu; Mi'rac
gecesinin de Zât-ı Ahmediye'nin terakki hayatının zirve noktasının
ünvanı olduğunu bildirmektedir.6 Bu gece Allah Rasûlü (sas), söz konusu
mazhariyet ve mevhibeler için Cenâb-ı Hakk'a şükür için oniki rek'at
namaz kılmışlardır. Bu geceyi ibadetle ihya etmenin sevabı pek çoktur.7
Diğer zamanlarda okunan her Kur'ân harfi için on sevap verilirse, Recep
ayında yüzleri geçmekte, Regâib kandilinde ise daha da artmaktadır. Kaza
ve nafile namazların sevabı ise diğer gecelere oranla kat kat fazladır.
Regâib kandilinde yapılacak ibadetlerden birisi de duadır. Peygamberimiz
(sas), bir hadîslerinde bu gecede yapılacak duaların Allah katından geri
çevrilmeyeceğini bildirmişlerdir.8
"Regâib, Mirâc, Berâat kandilleri gibi gece
âleminin tâçları ve zamanın Allah'a en yakın zirveleri ya da O'na
açılmanın rıhtımları, limanları, rampaları sayılan o mübarek gün ve
gecelerde, gönüller ayrı bir duyarlılıkla parıldar; ruh sonsuza doğru
bir başka türlü kanat çırpar; her şey verâların ezelî şiirine dem tutar;
her yanı tam bir uhrevîlik büyüsü kaplar; her sîneyi, dillerin ifadeden
aciz kaldığı bir naz ve niyaz zemzemesi sarar. Hususî bir kısım
tecellilerle ötelerin kapısı, penceresi, menfezi hâline gelen mekân;
ümit ve beklentilerin yakarışlara dönüşüyle billurlaşan zaman ve yeni
nazil olmuş gibi, her sûresi, her maktaı, her âyeti ve her cümlesinde
hemen herkese yepyeni bir hayat vaadiyle âvâz âvâz çağıldayan Kur'ân,
bizlere iman ve ümitle yemyeşil tepeler, cennette Cuma yamaçları gibi
rü'yete açık zirveler ve susamış gönüllerimize hayat suyu gibi iksirler
içirerek, ruhlarımıza mü'min olmanın tasavvurlar üstü avantajlarını
sunarlar.. sunar ve Rabb'e yönelik sinelerde ne telâffuzları çatlatan
mânâ ve muhtevalar, ne ifadelere sığmayan tecellilerle tüllenirler."9
MİR'ÂC KANDİLİ
Allah'ın emriyle Peygamber Efendimiz (sas)'in rûhen ve bedenen, Burak10
isimli semavî bir binite binerek Cebrail ile birlikte Mekke'deki Mescid-i
Haram'dan Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya [Beytü'l-Makdis] kadar yapmış
olduğu gece yolculuğuna -ki buna İsra denilir-, oradan da bir mi'râcla
[manevî asansör] yedi kat göklere yükselip tâ Sidretü'l-Müntehâ'ya
ulaşması, burada Cebrail'i arkada bırakıp Refref denilen ledünnî binitle
Allah'ın huzuruna varıp O'nun Zât-ı Akdes'ini yakînen müşahede etmesi ve
zaman-mekân üstü konuşması olaylarına Mi'râc denilir. İki aşamalı bu
gökler ötesi yolculuk, peygamberliğin 12. yılında, hicretten 18 ay önce,
mübarek üç ayların ilki olan Recep ayının 27. gecesinde (Regâib
gecesinden yirmi küsur gün sonra) gerçekleşmiştir. Kadir gecesinin de
Ramazan'ın 27. gecesi olması ile aralarında çok gizemli bir tevafuk
vardır. Bediüzzaman Hazretleri: "Mi'rac gecesi ikinci bir Kadir gecesi
hükmündedir."11 sözleriyle, bu gecenin Kadir gecesinden sonra en kutsal
bir gece olduğunu belirtmişlerdir. Ebu Talip'in ve Hatice validemizin
vefatı ile çok hüzünlenen, müşriklerin üç yıl süren ablukası ve
Tâiflilerin saldırıları karşısında daralan Allah Rasûlü (ve mü'minler),
bu mi'rac olayı ile çok muhteşem bir teselliye ve ihsan-ı İlâhîye ve
nail olmuştur. Üç ayların ilk kandili, Regaip gecesi, ikinci Mi'rac
gecesidir. Regaib gecesi, Zât-ı Ahmediye'nin terakki hayatının
başlangıcının ünvanıdır. Mi'rac gecesi de Zât-ı Ahmediyenin terakki
hayatının zirve noktasının ünvanıdır.12
Kur'ân-ı Kerim'de İsrâ suresi (17/1) bu İsrâ
olayını anlatır. Necm suresi de İsrâ'nın devamı olan Mi'râc hadisesini
anlatır.13 Âyetlerde biraz da kapalı olarak anlatılan bu esrarengiz
yolculuğu, Peygamberimiz (sas) bir çok hadîslerinde detaylarıyla
anlatmışlardır.14 Bir gece Kâbe-i Muazzama'nın Hatîm mevkiinde yatarken,
Cebrail (as) gelip mübarek göğüslerini yardı, kalbini zemzem suyu ile
yıkadıktan sonra içini iman ve hikmetle doldurup eski hâline koydu.
Sonra beyaz bir binek Burak ile (normalde bir aylık mesafedeki) Mescid-i
Aksa'ya uçtular. Orada bütün peygamberlerin ruhlarına imam olup namaz
kıldırdı. Bu, onların şeriatlerinin asıllarına mutlak varis olduğunu
ifade ediyordu.15 Bir de kendisine su, şarap ve süt takdim edildi. O,
fıtrî ve tabiî olan sütü içti. Bu ise ümmetinin doğru yola iletildiğini
ifade ediyordu. Ardından yüceliklere yükseltici bir mi'rac (manevî
asansör) ile göklere çıkartılıp yedi kat semaları bir bir
dolaştırılmıştır. 1. kat semada: Hz. Adem'le, 2. kat'ta Hz. İsa ve Hz.
Yahya, 3. kat'ta Hz. Yusuf, 4. kat'ta Hz. İdris, 5. kat'ta Hz. Harun, 6.
kat'ta Hz. Musa ve 7. kat'ta Hz. İbrahim ile görüştü. Melekleri, Cennet
ve Cehennem'e kadar bütünüyle ahiret hayatını müşahede etti. Bütün mülk
ve melekût âlemlerini dolaştı.16 Cebrail daha sonra Peygamberimiz'i daha
da yükseklere çıkardı, öyle bir fezaya vardılar ki kaderleri yazan
kalemlerin cızırtıları duyuluyordu. Nihayet varlıklar âleminin son
sınırı olan Sidretü'l-Müntehâ'ya ulaştılar. Cebrail: "İşte burası
Sidretü'l-Müntehâ'dır. Ben buradan bir parmak ucu ileri geçecek olursam,
yanarım." dedi. Peygamberimiz'e Sidre'de dört kutsal nehir ve hergün
yetmiş bin meleğin ziyaret ettiği Beyt-i Ma'mûr gösterildi. Sonra
kendisine şarap, süt ve bal dolu üç bardak sunuldu. O, yine sütü tercih
etti. İçtiği süt, onun ve ümmetinin fıtratı, yani hilkat-i İslâmiyesiydi.
Ayrıca şehitlerin ve muttakilerin cenneti olan Cennetü'l-Me'vâ'yı temaşa
etti. Cebrail'i geride bırakan Zât-ı Ahmediye Aleyhisselam, burada
Refref'e binerek Arş-ı A'lâ'ya urûç etti ve tâ Kâb-ı Kavseyn olarak
belirtilen "imkân dairesinin bitiş, vücûb dairesinin başlama sınırına"
ulaştı. Huzûr-u Kibriya'da Zât-ı Akdes'e ok yayının iki ucu kadar, hattâ
daha fazla yaklaştı.17 Cemâlullah'ı perdesiz ve vasıtasız olarak
müşahede etti, Onunla zaman ve mekândan münezzeh olarak bîkem u keyf
konuştu. Daha sonra tekrar Refref'le Sidre'ye geri döndü. Orada
Cebrail'i asıl hüviyetiyle -tıpkı ilk defa Hira'da gördüğü şekliyle-
gördü.18 Müteakiben de yine Cebrail ile birlikte göz kırpması kadar kısa
bir zaman parçasında dünyaya nüzûl eylediler.19
"Ben mi'racdan daha güzel bir şey görmüş
değilim"20 diyen Peygamberler Sultanı, mi'rac yüceliklerinden -âdeta bir
vefa duygusuyla- geri dönerken yanında ümmetine çok büyük hediyeler
getirmiştir. Birincisi: Beş vakit farz namazı getirmiştir. İhsan
şuuruyla kılınan namazlar, ümmetin mi'rac asansörleri olacaktır.
İkincisi: "Âmenerrasûlü" diye bilinen âyetleri getirmiştir. [Bakara,
2/285-286]. Üçüncüsü: İsra Suresi'nin 22-39. âyetlerinde21 bahsedilen 12
adet İslâm prensibini getirmiştir.22 Dördüncüsü: Allah'a hiçbir şeyi
ortak koşmadan ölen kimselerin günahlarının affedileceği ve Cennet'e
girecekleri müjdesini getirmiştir. Beşincisi: İyi amele niyetlenen
kişiye -onu yapamasa bile- bir sevap; eğer yaparsa on sevap yazılacağı;
fakat kötü amele niyetlenen kişiye -onu yapmadığı müddetçe- hiçbir
günahın yazılmayacağı; ancak işlediği zaman da sadece bir günah
yazılacağı müjdesini getirdi. Bir diğer hediye de, Mi'rac gecesi Allah
ile karşılıklı selâmlaşma ve sohbetlerinden bazı sözleri getirmiştir ki
et-Tahiyyâtü diye meşhur olan bu sözler, bütün namazlarda teşehhütte
otururken okunmakla Mi'racda Allah ile Habibi (sas) arasındaki o kutsî
sohbeti hatırlatmakta ve benzerî bir mükâlemeye namaz kılanı mazhar
etmektedir.23
Evet Zât-ı Ahmediye, bütün velayetlerin üstünde
bir külliyet ve ulviyetle tezahür eden velayetinin bir neticesi olarak
İlâhî kemal mertebelerinde seyr ü sülûk olan Mi'rac24 ile huzur-u
kibriyaya uzanan yolu açmıştır. Kapıyı da açık bırakmıştır ki,
arkasındaki evliyayı ümmet, ruh ve kalp ile o nuranî caddede, Mi'râc-ı
Nebevî'nin gölgesinde seyr ü sülûk edip istidatlarına göre yüce
makamlara çıkıyorlar.25 Mi'rac'ta farz kılınan beş vakit namaz, mü'minin
mi'racıdır;26 ve Mi'rac-ı Ekber'in (Efendimiz'in Mi'racı) cilvesine
mazhar27 olan bir mi'rac-ı asgar (küçük mi'rac'tır.28 Bu mi'racın
zirvesi ise secde hâlinde yaşanır,29 kulun Allah'a en yakın olduğu anda.
Her mü'min, namazın fiil ve rükünlerine fikrini bindirip, bir nevi
mi'rac ile kâinatı arkasına atıp huzura kadar gider.30
Bediüzzaman Hazretleri: "Leyle-i Mi'rac, ikinci
bir Leyle-i Kadir hükmündedir. Bu gece mümkün oldukça çalışmakla kazanç
birden bine çıkar. Şirket-i maneviye sırrıyla, inşâallah her biriniz
kırkbin dil ile tesbih eden bazı melekler gibi, kırkbin lisan ile bu
kıymetdar gecede ve sevabı çok bu çilehanede ibadet ve dualar
edeceksiniz ve hakkımızda gelen fırtınada binden bir zarar olmamasına
mukabil, bu gecedeki ibadet ile şükredersiniz."31 sözleriyle bu gecenin
manevî bir fırsat bilinip değenlendirilmesi gerektiğine dikkat
çekmişlerdir.32 M. Fethullah Gülen Hocaefendi: "Mi'rac'ın esas armağanı
namazdır ve bu aynı zamanda her mü'minin mi'racı olarak, onları da
miraca götürecek nurdan bir helazondur. Namaz, herşeyiyle halis bir
ibadet ve mi'rac için yegane vesile, sonra da Allah Rasulü (sas)'ne
gökler ötesi seyahatin en son noktasında tevdi edilen İlâhî bir
armağandır. Bu armağan içinde herkese kılacağı namazı ölçüsünde bir
mi'rac mukadderdir."33 "Mü'min için her namaz bir mi'râc vesilesidir. Ve
mü'mine düşen de her namazda farklı farklı buudlarda bile olsa mi'râcını
tamamlamaktır."34 "Mi'raca namazla çıkılır.. Allah'a namazla ulaşılır,
enbiyanın huzuruna namazla varılır. Ama herkes bunu namazda kendine göre
hisseder ve kabiliyeti nisbetinde yükseldiğini duyar. Herkesin
hissettiği kendi miracıdır."35 "Bu bağlamda, fıkıh kitaplarında bir
Mi'rac gecesi namazından bahsedilmektedir ki, kılınması müstahsen
görülmüştür: 12 rek'attir. Her rek'atında fatiha suresiyle beraber
herhangi bir sure okunarak iki rek'atte bir selâm verilir. Sonra da 100
kere "Sübhânellâhi velhamdü lillahi vela ilahe illallâhü vellâhü ekber."
denilmelidir. Müteakiben ise 100 kere tevbe ve istiğfar edilip, 100 kere
de Efendimiz (sas)'e salât ü selâm getirilmelidir. Gündüzünde de oruçlu
bulunmalıdır; zira bu hâlde günaha dair olmaksızın yapılacak her duanın
kabul edileceği inayet-i İlâhîden umulur.36 Ayrıca bütün mü'minlere dua
etmeyi de unutmamalıdır.
Nasıl ki Efendimiz'in Mevlid kandillerinde,
Onun kutlu doğumunu anlatan Mevlidler okunur; öyle de Mi'rac
kandillerinde, bu semavî seyehati anlatan Mi'râciyeler okunur.37 Mevlid-i
Nebi şairi Süleyman Çelebi'nin "Söyleşirken Cebrail ile kelâm / Geldi
Refref önüne, verdi selâm" beytiyle başlayan mi'raciyesi meşhurdur. Bu
kandil gecesi, Mi'rac olayını anlatan hadîsler ve kitaplar yeniden
okunmalı, toplantılar düzenleyip mi'raciyeler okutulmalıdır. Gönüller
ilâhilerle coşmalı, ilmî-manevî sohbetlerle kendinden geçmelidir.
Kur'ân'dan özellikle [İsra, 17/1, 22-39. âyetleri, Necm 53/1-18; Bakara,
2/285-286] âyetleri ve tefsirleri okunabilir. Eğer kişi, Kur'ân'ın
dilinden kalp kulağıyla iman derslerini dinleyip başını kaldırıp vahdete
tam yönelse, "kulluğun mi'racı"yla kemalat arşına çıkabilir.38 Mi'rac'ta
iman hakikatleri gözle görüldüğü için, bu kandil gecesi imanî konuları
ve o konular içinde Mi'rac'a ait meseleleri derinlemesine okuyup mütalâa
etmek lâzımdır.39 "Mi'rac-ı imânî"40 ile âdeta İlâhî mükâlemeye nail
olmalıdır.
Camilerde cemaatle kılınan akşam ve yatsı
namazları ve okunan Kur'ân'larla kıvamını bulan ruhlar, daha sonra
evlerine çekilmeli, evlerindeki mescid-i haram mesabesindeki odalarından
seccade burak'ına binerek ilham cebrail'i eşliğinde ihlas mescid-i
aksa'sına varmalı; orada gözyaşıyla karışık bir kâse mânâ sütü içtikten
sonra secdelerin mi'racıyla yükselip âyetlerin kanatlarında ruhunun mülk
ve melekût semalarına yelken açmalı, her rek'atta âdeta bir kat
yukarılarına doğru yücelmeli, bir noktadan sonra binit değiştirip
ihsan41 refref'ine binerek kendi kemal sidre-i müntehalarında pervaz
etmeli, nihayet insanda arş-ı azam mesabesindeki kalbin derece-i ufkuna
urûç ile tâ kâbı kavseyne ulaşıp "et-tahiyyâtü"nün sırrıyla huzur-u
kibriya'da sünûhât ve ilhâmât ötesi bir nevi mükâleme-i İlâhiye ve
müşahede-i Rabbâniyeye mazhar olmalıdırlar.
BERÂAT KANDİLİ
Üç ayların ikincisi olan Şaban ayının on beşinci gecesidir. Berâat
gecesinde, beşerin kader programı nev'inden bir İlâhî icraat yapıldığı
için, bu gece Kadir gecesi kudsiyetindedir; ve bütün senenin bir
çekirdeği hükmündedir.42 Bu gece mahlukatın bir sene içindeki
rızıklarına, zengin veya fakir, aziz veya zelil olacaklarına, ihya veya
imate edileceklerine, ecellerine ve hacıların adetlerine dair Allah
tarafından meleklere malumat verileceği beyan olunmaktadır. 43
Beraet, "iki şey arasında ilişki olmaması;
kişinin bir yükümlülükten kurtulması veya yükümlülüğünün bulunmaması"
anlamına gelir. Sahih hadîslerin beyanına göre: Şaban ayının on beşinci
gecesi tevbe eden mü'minler, Allah'ın afv ü mağfireti ile günahlarından
ve dolayısıyla Cehennem'den berâat edecekler, kurtulacaklardır. Şaban'ın
ortasındaki geceye Berâat isminin dışında; mâ'nen verimli, feyizli,
bereketli ve kutsi bir gece olduğu için Mübarek Gece; iyi
değerlendirildiği takdirde günahlardan arınma ve suçlardan temize çıkma
imkânı taraf-ı İlâhî'den verildiği için Sâk (Berâat, Ferman, Kurtuluş
Belgesi) Gecesi; Lutf u ihsanı aşkın, afv ü merhameti engin olan
Allah'ın ikram ve iltifatlarına erişildiği için de Rahmet Gecesi de
denilmiştir.44
Berâat gecesinin mübarekiyet ve hususiyeti
hakkında sahih hadîs-i şerîflerden bir-ikisi şöyledir: "Allah Tealâ,
Şaban ayının onbeşinci (Berâat) gecesinde -rahmetiyle- dünya semasına
iner, orada tecelli eder ve Kelb Kabîlesi'nin koyunlarının tüyleri
sayısından daha çok sayıda günahkârı affeder."45 Başka bir rivayete göre
de Hz. Peygamber: "Şaban'ın ortasındaki (Berâat kandili) geceyi ibadetle
ihya ediniz, gündüzünde de oruç tutunuz. Allah Tealâ o akşam güneşin
batmasıyla dünya semasında tecelli eder ve fecir doğana kadar, 'Yok mu
benden af isteyen, onu affedeyim. Yok mu benden rızık isteyen, ona rızık
vereyim. Yok mu bir musibete uğrayan, ona afiyet vereyim. Yok mu şöyle,
yok mu böyle!' der." buyurmuştur.46 Bir diğer hadîste ise, Berâat
kandilinde yapılacak duaların geri çevrilmeyeceği müjdesi verilmiştir.47
Bir kısım âlimlerin, kıblenin Kudüs'teki Mescid-i
Aksa'dan Mekke'deki Kabe-i Muazzama istikametine çevrilmesinin Hicret'in
ikinci yılında Berâat gecesinde vuku bulduğunu kabul etmeleri de geceye
ayrı bir önem kazandırmaktadır.
Bazı müfessirler "Biz Onu (Kur'ân'ı) kutlu bir
gecede indirdik. Çünkü biz haktan yüz çevirenleri uyarırız. O öyle bir
gecedir ki, her hikmetli iş, tarafımızdan bir emir ile o zaman yazılıp
belirlenir."48 âyetinde belirtilen gecenin Berâat gecesi olduğunu
söylemişlerdir. İslâm âlimlerinin çoğunluğuna göre ise bu gece Kadir
gecesidir. Çünkü diğer âyetlerde Kur'ân'ın Ramazan ayında49 ve Kadir
gecesinde50 indiği açıkça bildirilmektedir. Bu takdirde Kur'ân'ın
tamamının Berâat gecesi Levh-i Mahfuz'dan dünya semasına indiği, Kadir
gecesinde de görevli kâtipler tarafından istinsah edilip, âyetlerin
Cebrail tarafından Efendimiz (sas)'e peyderpey indirilmeye başlandığı
şeklinde bir yorum ortaya çıkmaktadır ki bazı müfessirler bu görüşü
benimsemişlerdir.51
Bazı âlimlere göre: Berâat gecesi, emirlerin
Levh-i Mahfuz'dan istinsahına başlanır, kâtip melekler bu geceden,
gelecek seneye müsaadif ayın geceye kadar olacak olan vak'aları yazar ve
bu işler, Kadir gecesi bitirilir. Rızıklarla alâkalı defter Mikail
(as)'e; harpler, zelzeleler, saikalar, çöküntülerle ilgili defter
Cebrail (as)'e; amellerle alakalı defter, dünya göğünün sahibi ve büyük
melek olan İsrafil (as)'e; musibetlere ait nüsha da Azrail (as)'e teslim
olunur.52 Rasûlulllah (sas): "Allah Tealâ tüm şeyleri Berâat gecesinde
takdir eder. Kadir gecesi gelince de bu şeyleri sahiplerine teslim
eder." buyurmuştur. Berâat gecesinde eceller ve rızıklar; Kadir
gecesinde ise hayır, bereket ve selametle alâkalı işler takdir edilir.
Kadir gecesinde sayesinde dinin güç-kuvvet bulduğu şeylerin takdir
edildiği; Berâat gecesinde ise, o yıl ölecek olanların isimlerinin
kaydedilip ölüm meleğinin teslim edildiği de söylenmiştir.53
İslâm kaynaklarında Berâat gecesinde beş
hasletin varlığından bahsedilmektedir: 1- Her önemli işin bu gecede
hikmetli bir şekilde ayrımı ve seçimi yapılır. 2- Bu gece yapılan
ibadetin (kılınan namazların, okunan Kur'ân'ların, yapılan dua ve
zikirlerin, tevbe ve istiğfarların), gündüzünde tutulan oruçların
fazileti çok büyüktür. 3- İlâhî ihsan, feyiz ve bereketle dopdolu bir
gecedir. 4- Mağfiret (bağışlanma) gecesidir. 5- Rasul-i Ekrem'e şefaat
hakkının tamamı (şefaat-ı tamme) bu gece verilmiştir.54
Bu gece her tarafı kaplayan rahmet, merhamet ve
lütuftan tevbe etmedikleri takdirde şu kimseler istifade edemezler: 1-
Allah'a ortak koşanlar. 2- Kalpleri düşmanlık hisleriyle dolu olup
insanlarla zıtlaşmaktan başka bir şey düşünmeyenler. 3- Müslümanların
arasına fitne sokanlar. 4- Akraba bağını koparanlar. 5- Gurur ve kibir
sebebiyle elbiselerini yerde sürüyenler. 6- Anne ve babalarına isyanda
devam edenler. 7- Devamlı içki içenler.55
Hz. Peygamber'in Şaban ayına ve özellikle bu
ayın içindeki Berâat gecesine ayrı bir önem vererek onu ihya ettiğine
dair diğer rivayetleri göz önüne alan çoğu âlimler bu geceyi namaz
kılarak, Kur'ân okuyarak ve dua ederek geçirmenin çok büyük sevaba
vesile olacağını söylemişlerdir. Berâat gecesi kılınacak namaza Salâtü'l-Hayr/Hayır
Namazı denilmiştir. Bu namaz bir çok rivayete göre yüz rek'attir. Her
rek'atinde fatiha suresinden sonra on (veya on bir) kere ihlas suresi
okunur.56 Bir rivayet göre ise on rek'attir; ve her rek'atinde
fatiha'dan sonra yüz İhlas suresi okunur.57
Bediüzzaman Hazretleri talebelerine yazdığı bir
Berâat Kandili tebriğinde bu gecenin değeri ve değerlendirilmesi ile
alâkalı şöyle demektedir: "Elli senelik bir manevî ibadet ömrünü ehl-i
imânâ kazandıran Leyle-i Berâatınızı ruh u canımızla tebrik ederiz."58
"Bu gelen gece olan Leyle-i Berâat [Berâat Gecesi], bütün senede bir
kudsî çekirdek hükmünde ve mukadderat-ı beşeriyenin [insanlığın
kaderinin] programı nev'inden olması cihetiyle, Leyle-i Kadrin
kudsiyetindedir. Herbir hasenenin [salih amelin] Leyle-i Kadir'de
otuzbin olduğu gibi; bu Leyle-i Berâat'ta herbir amel-i sâlihin ve
herbir harf-i Kur'ân'ın sevabı yirmibine çıkar. Sair vakitte on ise,
Şuhur-u Selâsede [Üç aylar] yüze ve bine çıkar. Ve bu kudsî leyâlî-i
meşhûrede [meşhur geceler], onbinler, yirmibin veya otuzbinlere çıkar.
Bu geceler, elli senelik bir ibadet hükmüne geçebilir. Onun için elden
geldiği kadar Kur'ân'la ve istiğfar ve salavatla meşgul olmak büyük bir
kârdır.59
KADİR GECESİ
Kur'ân-ı Kerim'in Levh-i Mahfuz'dan dünya semasına toptan indirilmiş
olduğu gecedir. Cebrail, Peygamberimiz (sas)'e ilk vahyi bu gece
getirmiştir. Alak suresinin "İkra! Oku!" emriyle başlayan ilk beş
âyetini. Bu gecede kaderin bir çeşit istinsahı da yapılmaktadır.60 Kadir
gecesi Ramazan'ın 27. gecesi olarak kutlanılmaktadır. Kandillerin en
üstünüdür ve "Gecelerin Sultanı" olarak isimlendirilmiştir. Kıyamete
kadar yüz milyarlarca insana dünya ve ahirette rehberlik edecek olan bir
Kitab'ın yeryüzüne iniş günü ve bunun yıldönümleri elbette ki müstesna
bir gündür; ve bayramlar, ihtifaller ve merasimlerle kutlanması gayet
isabetlidir. Kur'ân'daki "Kadr suresi" vahyin başlangıcından ve bu
gecenin büyük kudsiyet, fazilet ve bereketinden, bu gece kâinatı
kaplayan ilâhî esenlikten bahsetmektedir: "Biz Kur'ân'ı Kadir gecesi
indirdik. Bilir misin nedir Kadir gecesi? Bin aydan daha hayırlıdır
Kadir gecesi. O gece Rablerinin izniyle Ruh ve melekler, her türlü iş
için iner de iner... Artık o gece bir esenlik gider.. tâ tan yeri
ağarıncaya kadar."61 Duhân suresinde ise bu gecenin kudsiyetine yemin
edilmektedir:"Açık olan ve gerçeği açıklayan bu Kitâb'a yemin olsun ki;
biz onu kutlu mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz haktan yüz
çevirenleri uyarıcılarız. O öyle bir gecedir ki, her hikmetli iş,
tarafımızdan bir emir ile, o zaman yazılıp belirlenir..."62
Kadir gecesi, İslâm âlimleri tarafından üç
şekilde yorumlanmıştır: 1. Hüküm Gecesi demektir. Takdîr-i İlâhîde
hükmolunmuş işlerin, yahut birçok işlere hükmeden muhkem emirlerin ayırt
edildiği gece anlamına gelir. Takdîrden maksad, ezelî hükmün açığa
çıkmasıdır. Hikmetli işler karara bağlanır.63 2. Mevki, Şeref, Değer ve
Azamet Gecesi demektir. Bin aydan daha hayırlı oluşunu ifade eder.64 3.
Tazyik (Sıkıştırma, Zorlama) Gecesi demektir. Bu gece inen meleklere
yeryüzü dar gelir. Hem Cebrail ilk vahyi getirdiğinde Efendimiz'i üç
defa kolları arasına alıp sıkmış, sonra âyetleri bildirmiştir.65 Kadir
gecesi, Efendimiz'in ümmetine olan aşkın sevgisi sebebiyle yaptığı bir
duanın kabul edilmiş hâlidir, şöyle ki: Fahr-i Kâinat Efendimiz'e
kendisinden önceki insanların ömürlerinin müddeti veya bu ömürlerden
Allah'ın dilediği kadarı gösterildi. Bunun üzerine 'Başka ümmetlerin
uzun ömürleri içinde yapamayacakları amelleri ümmetim kısa ömrü içinde
yapmış olsun.' diye dua etti. Allah da O'na (içinde bu gece bulunmayan)
bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesini ihsan etti."66 [Bin ay, 83
yıl, 4 aya denk gelmektedir.67]
Kadîr-i Mutlak Hazretleri, ümmete rahmet için
Kadir gecesinin Ramazan'ın hangi gecesi olduğu açıkça bildirmemiştir.
Malumdur ki Cenab-ı Hak şu imtihan dünyasında çok mühim şeyleri
gizlemiştir. İnsanın ecelini ömrü içinde, makbul veli kullarını insanlar
içerisinde ve ism-i azamı esma-i hüsna içinde gizlemiştir. Aynı şekilde
Cuma günü içinde icabet saati, beş vakit namaz içinde salât-ı vustâ,
bütün ibadetler içinde rızayı ilahî, zaman içinde kıyamet, hayat içinde
ölüm ve Ramazan günleri içinde kadir gecesi gizlenmiştir.68 Bunlar gizli
kaldıkça sair efrad dahi kıymetdar kalır, ehemmiyet verilir.69 Üstad
Bediüzzaman, bazı şeylerin bazı şeyler içinde gizlenmesinin hikmetinin,
o şeyin diğer fertlerini de kıymetlendirmek olduğunu ve eğer bu gibi
özel şeyler açıklanırsa, diğer şeylerin değerden düşeceğini belirtir.70
Bilindiği üzere: Peygamberimiz (sas), bu gecenin Ramazan'ın son on veya
yedi günündeki (21, 23, 25, 27) tek gecelerden birisi olduğunu
söylemiştir.71 Ancak 27. gecesi olduğunu belirten hadîs-i şerifler,72
ekserî âlimler tarafından büyük kabul görmüş ve bütün İslâm âlemi de
bunu benimsemiştir. Bu benimseme ile alâkalı, Bediüzzaman Hazretleri'nin
yorumu şöyledir: "Yarın (27.) gece leyle-i Kadr olma ihtimali çok
kuvvetli olmasından bir kısım müçtehidler, o geceye leyle-i Kadri tahsis
etmişler. Hakiki olmasa da, madem ümmet o geceye o nazarla bakıyor.
İnşallah hakiki hükmünde kabule mazhar olur."73 demiştir.
Peygamberimiz: "Allah, Kadir gecesini ümmetime
hediye etmiş, ondan önce hiçbir ümmete vermemiştir."74 buyurmuştur. Bir
başka hadîslerinde ise "Her kim Kadir gecesini, sevabını Allah'tan
umarak ihlaslı bir biçimde ibadetle ihya ederse, geçmiş günahları
affolunur."75 demiştir. Meleklerin yeryüzüne indiği ve bir nevi
ruhaniyetin yoğunlaştığı bu Kadir gecesi,76 kaçırılmaması gereken manevî
bir fırsattır. Bu gecenin büyük bir nimet olması, onu hakkıyla
değerlendirmeye bağlıdır. Nitekim M. Fethullah Gülen Hocaefendi: "Kadir
gecesi 'kadr'den gelir. Yani o gece bir kadirşinaslık ruh ve mânâsı
nümayandır. Öyle ise o gecenin kadrini bilin ki, kadriniz bilinsin.
Ayrıca Allah'ın fevkalade atâsının verildiği şeyler de olabilir bu
gecede. Tıpkı ulûfe gibi. Bu gecenin gizli olmasında da ayrı bir sır
vardır. Efendimiz (sas) onu önce biliyordu, sonra unutturuldu.77 Ta ki,
ihya edilsin. Sadece bu geceyi ihya eden de belki hissemend olabilir
ama, her geceyi Kadir bilip ihya edenin nasibdar olacağından şüphe
yoktur."78 sözleriyle bu geceyi şuurluca değerlendirmeye dikkat
çekmiştir.
"Her hasenenin sevabı başka vakitte on ise,
Receb-i şerifte yüzden geçer, Şaban-ı muazzamada üçyüzden ziyade ve
Ramazan-ı mübarekte bine çıkar ve Cuma gecelerinde binlere ve leyle-i
Kadirde (Kadir gecesi) otuz bine çıkar."79 Kadir gecesi tam olarak
bilinemediğinden, Allah'ın sevgili kulları Ramazan'ın her gününü Kadir
gecesi olabilir düşüncesiyle geçirmeye çalışmışlardır. Aynı senede
Hilal'in farklı günlerde görünmesine göre başlangıç günü değişkenlik
arzeden Ramazan'da Kadir gecesi de değişmektedir. Bu bağlamda pek çok
ehlullah gibi Bediüzzaman da Kadir gecesini bir gün öncesi ve bir gün
sonrası ile (daha bir itina göstererek) ihya etmiştir.80 Bir mektubunda
"Gizli olan her gecede muhtemel bulunan Leyle-i Kadirlerinizi tebrik
ederim." şeklinde geçmektedir.81
Peygamberimiz (sas): "Kim inanarak ve sevabını
Allah'tan bekleyerek Kadir gecesinde namaz kılarsa, geçmiş günahları
affolunur." buyurmuştur.82 Bir başka hadîste: "Kadir gecesi yatsı
namazında cemaatte hazır bulunan, o geceden nasibini almıştır."
buyrulmuştur.83 Bir diğer hadîste ise: "Her kim Ramazan ayı çıkıncaya
kadar akşam ve sabah namazlarını cemaat ile kılarsa, Kadir gecesinden
fazla bir hisse alır."84 Ayrıca Kadir gecesi namazı kılınmalıdır: Kadir
namazının en azı 2 rek'at, ortası 100 rek'at, en çoğu da 1000 rek'attir.
Bu namaz iki rek'at kılındığı takdirde her rek'atinde 200 âyet
okumalıdır. 100 rek'ate kadar kılındığı takdirde her rek'atinde
Fatiha'dan sonra Kadr suresiyle üç kere de İhlas suresi okunup her iki
rek'atte bir selâm verilmelidir.85 Bu gece kendine ve bütün Mü'minlere
dualar edilmelidir; zira müstecab vakitlerden olması sebebiyle bu gece
dua etmek sünnettir.86 Kadir gecesinde bir an vardır ki, o ana rastlayan
bir dua her hal ü karda kabul olunur.87 Hz. Aişe demiştir ki: "Ey
Allah'ın Resulü dedim, şâyet Kadir gecesine tevâfuk edersem nasıl dua
edeyim?" Şu duayı okumamı emrettiler: "Allahümme inneke afuvvun,
tuhibbu'l-afve, fa'fu annî.
Allahım! Sen çok affedicisin, affetmeyi
seversin, beni de affet."88 Kadir gecesinin hakkımızda seksen üç sene
ibadetle geçmiş bir ömür hükmüne geçmesini, hakikat-ı Leyle-i Kadri
şefaatçi ederek rahmet-i İlâhiyye'den niyaz etmeliyiz.89 Ayrıca bu gece
derin tefekkürde bulunulmalıdır. Kur'ân tefsirleri okunmalıdır.
Bediüzzaman Hazretleri der ki: "Leyle-i Kadrin sırrıyla seksen sene bir
ömrü kazandıracak bir vakitte, en iyi, en efdal şeylerle meşgul olmak
lâzım geliyor. İnşallah Kur'ân'a ait mesâille iştigal, bir nevi manevî
mütefekkirâne Kur'ân okumak hükmündedir. Hem ibadet, hem ilim, hem
marifet, hem tefekkür, hem kıraat-ı Kur'ân mânâları Risale-i Nur
Tefsirlerinin istinsah ve mütalaalarında vardır itikadındayız."90
MEVLİD KANDİLİ
Sevgili Peygamberimiz (sas) 'in dünyaya teşrif ettikleri [20 Nisan 571,
Pazartesi] Rabiülevvel ayının 12. gecesidir ki buna Mevlid-i Nebi [Kutlu
Doğum] denir. Kâinat ve beşeriyetin yüzyıllardır yolunu gözlediği o
Peygamberler Peygamberi'nin doğum günüdür bugün. Hz. İbrahim'in duası91,
Hz. İsâ'nın müjdesi ve dedesi Abdülmuttalip92 ve annesi Âmine'nin
rüyasıdır.93 Fil vak'ası onu haber verdi. Doğduğu gece irhasât denilen
bir takım olağanüstü hâdiseler cereyan etti. Dünyanın doğusunu ve
batısını aydınlatan bir nur görüldü. Sâve Gölünün suları bir anda
çekiliverdi. Ateşe tapanların bin yıldır aralıksız yanmakta olan
ateşleri hiç sebepsiz sönüverdi. Asırlardır kupkuru olan Semâve Vadisi,
seller altında kaldı. Gökyüzünden onlarca yıldız kaydı. Kisrâ'nın
saraylarından ondört burc kendiliğinden yıkıldı. Kâbe'deki putların pek
çoğu baş aşağı devrildi. Şeytân, ölesiye çığlık kopardı.94 Daha ne
gizemli olaylar iç içe ve peş peşe yaşandı.95 Nasıl yaşanmasındı ki
Kâinatın Efendisi, İnsanlığın İftihar Tablosu Hz. Ahmed-i Mahmud-u
Muhammed Mustafa (sas) dünyaya teşrif ediyorlardı. Bütün varlık O'nu
ayakta karşılamıştı.
Doğum ânı öncesi hane-i saadetleri nurla doldu,
yıldızlar evin üzerine salkım salkım dökülecekmiş gibi aktı.96 Seher
vaktiydi. Bir ara Âmine validemizin kulağına müthiş bir ses geldi.
Korkudan eriyecek gibi oldu. Bir de ne görsün? Bembeyaz bir kuş
peydahlandı ve yanına geldi; sonra da kanatlarıyla Âmine'nin sırtını
sıvazladı. Ne korku kaldı, ne kaygı. Yine doğum öncesi başka bir nur
gözüktü. Âmine'ye bu nur ile Şam'ın saray ve köşkleri gösterildi.
Kendisine ak bir kâse içinde şerbet sunuldu. İçer içmez de muhteşem bir
nur bulutu kendisini sardı. Tam o esnada mukaddes doğum gerçekleşti.97 O
sıra ebesi Şifa Hatun gizemli bir ses duydu: "Allah'ın rahmeti, Onun
üzerine olsun!" diye. Hattâ Rum diyarının bazı sarayları bile görünmüştü
kendisine. Maşrık ile mağrib arası nurlara boğulmuştu.98 Annesinin
anlattığına göre: "Doğuda, batıda ve Kâbe'nin üzerinde bir bayrak
gördüm. Doğum tamamlanmıştı. Yavruma baktım, secdedeydi. Parmağını da
göğe kaldırmıştı. Hemen bir ak bulut inip onu kapladı. Şöyle bir ses
işittim: '
Doğuları ve batıları dolaştırın, deryaları
gezdirin. Tâ ki mahlukât Muhammed'i ismiyle, sıfatıyla, sûretiyle
tanısınlar!' Biraz sonra da bulut gözden kaybolup gitti."
Hz. Âdem'den başlayarak devirlerden devirlere,
aileden aileye intikal ede ede gelen o Biricik Nur,99 artık vücud
sahnesinde varlık bulmuştu. Efendimiz'in "Allah'ın ilk yarattığı şey,
benim nûrumdur."100 dediği kendi Nur'u, beden giymiş, görünür hâle
gelmişti. Her çocuk doğunca yere düşerken, o ise ellerini yere dayamış,
önce secde edip sonra da başını ve parmağını semaya kaldırmıştı.101
Doğduğunda sünnetli ve göbek bağı kesilmiş vaziyetteydi.102 Sırtında,
iki kürek kemiği arasında, tam kalbinin hizasında peygamberlik mührü "Hâtem-i
Nübüvvet" vardı.103 Dedesi Abdülmuttalip adını Muhammed104 koymuştu.
Övülen demekti. Zira onu Allah övmüştü; melekler, insanlar ve cinler de
övecekti. Sonra o Nur topunu alarak Kâbe'ye götürdü ve Allah'a duada
bulundu: "Bana bu temiz çocuğu ihsan eden Allah'a hamdolsun!" dedi.105
Nasıl ki insanlara ve cinlere sonsuz mutluluğun yollarını gösterecek
Nebi dünyaya teşrif edince bütün varlık ayağa kalkmıştı. Teşrifinden
asırlar sonra da "Doğdu ol saatte ol Sultân-ı Dîl / Nûra gark oldu
semâvât ü zemîn" -S.Çelebi- deyince mevlidhânlar, benzeri bir heyecanla
Mü'minler "Hoş geldin ey Kutlu Nebi!" mânâsına ayağa kalkmaya devam
ediyorlar. Bir edep anlayış ve göstergesi olan bu hürmet ve tazimlerini,
O'na arz etmeye çalışıyorlar.106
Efendimiz'in terakki çizgisinin müntehası
Mi'râc, başlangıcı da Mevliddir.107 Bu kutlu gecede S. Çelebi'nin Mevlid-i
Nebi'si gibi, Peygamber aşkını körükleyen na't-ı şerifler, mevlidler
okunmalı.108 Hafızlar, Kur'ân'dan Peygamberimiz'in adının geçtiği
aşirleri seslendirmeliler. Hem yetim, hem öksüz yetişen o Nebi'nin doğum
günü vesilesiyle öncelikle yetimler ve öksüzler sevindirilmeli,
yoksullara ziyafetler verilmeli. Kutlu doğum hakkında yazılmış kitaplar
ve makaleler bir kere daha topluca okunmalı. O'nu anlatan sohbetler
dinlenmeli. Bol bol salât ü selâmlar getirilmeli. Gözümüzün Nuru,
Gönlümüzün Sürûru Efendimiz Hazretleri'nin doğum günü münasebetiyle
bizlere düşen vazifelerin ön önemlisi ise, herhalde O'nu her yönüyle
daha iyi anlamaya ve O'nun, insanlığa tebliğ ettiği esasları kavramaya
çalışmak olmalıdır.109 Fakat kutlu doğumu, aynı zamanda kendi doğumu
olan İslâm dünyası, o Nevrûz-u Sultânî'yi lâyık-ı vechiyle tes'îd
edememektedir. Hz. İsa'nın doğumun bütün dünyada noel, paskalya ve daha
başka yortu ve karnavallarla kutlanılması ölçüsünde, bu Kutlu Doğum'un
en azından ümmet içinde olsun O'na ve O'nun mesajına yaraşır biçimde
tes'îd edilmesi, bir vefa borcu olmanın ötesinde İslâm'ın ruhundaki Hz.
Muhammed'e muhabbet ve hürmet emrinin bir gereği olsa gerektir..
|